29/11/2006 - fıkralar
Geçen hafta bir aksam arkadaşlarla yemeğe gittik. Lokantada siparişimizi alan garsonun, gömlek cebinde bir kaşık taşıdığını fark ettim. Önce biraz garip geldi, ama fazla dikkat etmedim. Daha sonra, masaya su ve çatal kaşık getiren kominin de cebinde bir kasık taşıdığını gördüm. Salona baktığımda tüm garsonların cebinde birer kaşık taşıdığını anladım. Siparişlerimizi kontrol etmeye gelen garsona: "Neden kaşık?" diye sordum. "Şöyle anlatayım," diyerek söze başladı,"Lokantanın sahipleri Andersen Danışmanlıktan, yaptığımız işlerle ilgili danışmanlık aldılar. Aylar suren istatistiksel analizlerden sonra müşterilerin, kaşıklarını, çatal bıçaklara oranla %74 daha sik düşürdüğüne karar verildi. Bu durumda, masa başına saatte düsen kaşık adedinin üç olduğunu gördüler. Garsonlarımızın bu duruma karşı hazırlıklı olmalarıyla, mutfağa gidip gelmelerden yapacağımız tasarruf, vardiya başına saatte bir bucuk adam ediyor." Konuşmamız bittiğinde arka masadan metalik bir ses duydum. O anda garson, yere düşen kaşık yerine cebindekini koyarken "bir dahaki mutfağa gidişimde yeni bir kaşık alacağım, böylece fazladan mutfağa gidip gelmeme gerek kalmıyor," dedi. Etkilenmiştim. Garson masadaki diğer siparişlerle ilgilenirken ben de çevremi incelemeye koyuldum. Bu sefer dikkatimi başka bir şey çekti. Garsonların tümünün fermuarlarından dışarı incecik ipler sarkıyordu. Merakıma yenik düşüp ,garson uzaklaşmadan sordum: "Özür dilerim, şuradan sallanan ip ne isinize yarıyor, söyler misiniz?" "Tabii ki!" diye yanıtladı, sesini alçaltarak. "Herkes sizin gibi iyi bir gözlemci değil. Bu bahsettiğim danışmanlık firması tuvaletlerde de zaman kazanabileceğimizi keşfetti." "Nasıl yani?" Bakin," diye devam etti, "ipin ucunu şeyimize bağladığımız zaman pisuar önünde elimizi değdirmeden dışarı çekebiliyoruz, Böylece elimizi yıkamaya gerek kalmadığı için tuvalette harcadığımız sureyi %76 oranında azaltmış oluyoruz." "Tamam, mantıklı... ama bu ip dışarı çıkmasına yardımcı oluyor da, geriye nasıl sokuyorsunuz?" Şey," diye fısıldadı, sesini iyice alçaltarak, "Başkalarını bilmiyorum ama ben kaşığı kullanıyorum!
20. yüzyılın başlarında bir çocuk gazete okumakta olan babasına sorar: - Baba, kedilerin kuyruklarını kesip kemer yapmak günah midir? - Evet oğlum, günahtır. - Peki baba, zencilerin derisini yüzüp paspas yapmak günah midir? Babası yine: - Evet oğlum günahtır, der. - Peki baba, Japonların beyinlerini çıkarıp çorba yapmak günah midir? - Evet oğlum, o da günahtır. - Peki ya Yahudileri yakıp sabun yapmak günah midir? Bu kadar sorudan sıkılan baba sinirlenerek: - Günah değildir be, günah değildir! Öf be Adolf, nerden gelir böyle şeyler aklına!
Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında asılı bir geyik budu görür. Açtır ama şüphelenir, kontrol etmeye başlar ve görür ki bu bir tuzak. Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar.
Biraz sonra kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de tabi... Tilkiye sorar:
"Ne yapıyorsun dostum?"
Tilki cevap verir:
"Hiç... Yatıyorum."
"Burada bir but var?"
"Evet, var..."
"Neden yemedin?"
Tilki sakince cevap verir:
"Bugün orucum."
Kurt kendinden emin:
"Ben yiyeyim o zaman"
Tilki "Buyur afiyet olsun" der.
Kurt buda uzanır uzanmaz bir patlama, ortalık toz duman. Kurt yaralı ve hareketsiz 10 metre uzakta perişan halde yatarken tilki sakince budu yemeye başlar.
Bunu gören kurt:
"Lan şerefsiz! Hani oruçtun?"
Tilki pişkin pişkin cevaplar:
"Biraz önce top patladı duymadın mı?"
Bir gün Viyanada bir Avusturalyalı bir Türk'ün arabasına biner. Yolda ilerlemeye başlarlar. Işıklara gelince kırmızı ışık olmasına rağmen bizim Türk gaza basıp geçer. Avusturalyalı şaşkın bir edayla:
"Kırmızı ışıkta niye geçtin?"
"Ben Türküm."
Yola devam ederler. Epeyce bir yol aldıktan sonra yine ışıklara yaklaşırlar. Yeşil ışık yanmaktadır ama bizim şoför durur. Avusturalyalı arkadaşı şaşırı:
"Yahu niye durdun, devam etsene..."
Bizim Türk korkak bir sesle:
"Bir Türk geçebilir!!!"
|